Zalim Prens -Holly Black (Kitap Yorumu)

İddia ediyorum bu yılın en iyi kitaplarından biri tartışmasız Zalim Prens’tir.

En azından benim için en iyiler arasında. Hatta mutlulukla söylüyorum, ilk sırada. Anlatım hakkında sevmediğim tek bir şey yok. Karakterlerin çoğu mükemmel. Önyargıları yıkan konusuyla, insanın kendi içinde büyüttükleri sıkıntılarla, saç baş yolduracak olaylarıyla Zalim Prens, devamı için gün saydığım bir kitap oldu.

“Periler Diyarı’nda ne balık köftesi ne ketçap ne de televizyon vardır.”

Kitabın arka kapağını okumuşsanız ya da herhangi bir yorum veya tanıtıma denk geldiyseniz, konunun periler üzerinden ilerlediğini ve ana karakterlerin çoğunun bu dünyaya çekilmiş insanlar olduğunu biliyorsunuzdur.

Anlatıcı ve en ana karakter Jude. Bir insan. Ablası yarı peri olmasına karşın, kendisi ve ikizi safkan insan. Ve bazı olaylar sonucu (katliam) ablasının babası olan Madoc tarafından kaçırılıp Peri Diyarı’nda yaşamaya başlıyorlar.

Ablaları Vivi, daha ilk andan itibaren babasından nefret edeceğine o diyara uyum sağlamayacağına yemin etse de, Jude ve ikizi Taryn oraya ait olmak için istekli bir mücadele veriyorlar.

“Neyden bıktın tatlım?” diye soruyor.
İçimi çekerek bir kez olsun dürüstçe yanıtlıyorum.
“Acizlikten.”

Düşününce kan bağı bile olmayan kana susamış savaşçı bir periyle yaşamak zaten zorken, bir de diğer perilerin zorbalığına uğrayınca insanın aciz hissetmesi gayet doğal. Ancak Madoc, Jude ve Taryn’e kendi gibi asil davranılmasını tercih ediyor ve kendisi de iyi biri olarak onları yetiştiriyor. Nitekim kızlar onu korkuyla karışık bir şekilde seviyorlar bile. (Vivi hariç tabii.)

Diyardaki diğer eğlence düşkünü perilerin zorbalığının aksine, özellikle sivrilen ve Jude’un kafa tutsa da en çok korktuğu kişi: Cardan.

Cardan, kalabalık kraliyet soyunun en küçük prensi. İnsan dünyası tabiriyle zorba bir çetenin başı. Keyif çatan, bütün gün yatan ve hayatın zevklerinin tadını çıkarmaya bakan “Zalim Prens”.

“Asla demek ebediyen demek gibidir.”

Kitap iki kısımdan oluşuyor ve ilk kısımda, kitabın adını da aldığı gibi Cardan’ın zalimliklerini ve buna karşın Jude’un bu aşağılanmalara direnişini okuyoruz. İkinci kısımda ise işler tersine dönüyor. Tanıtımda da dendiği gibi Jude’un şövalye mi casus mu olacağı tartışmalı bir konuyken, kendine edindiği yer bir anlamda sağlamlaşırken, Cardan’ın konumu birden fazla kez biçim değiştiriyor.

Adeta baştan beri kedi fare gibi olan ilişkileri devam etse de epey bir boyut atlıyor. (Sanırsınız paralel evren. Öyle.)

“Gördün mü?” diyorum Vivi’ye. “Bu dünyaya dönemem. Neler yaptığıma baksana.”

Başta da dediğim gibi, önyargıları yıkan bir ikinci kısım var ve ben özellikle 2. kısmı epey sevdim. Nedeni zor bir ilişkinin başlangıcı. (Ah, aşk. Etrafımda uçuşan çiçekleri görebiliyorum.) Bir insan olarak perilerden az çekmeyen ve acizliğine hayıflanan bir kız ile insanların kırılgan yaratıklar, kısa ömürlüler diye böcek gibi görüp kibirlenen bir oğlan var.

Aşk demişken, keşke böyle karmaşık ilişkiler olmasaydı diyorum. Belli bir olay örgüsü yaratıldı böylelikle ama 5 kişinin dahil olduğu iki ayrı üçgen nasıl bir denklem yaratır Tanrı aşkına?

Devam kitaplarında umarım daha çok politika ve savaş görürüz. Ben gönül ilişkilerinin fazla ayranlı olması taraftarı değilim. Kuğu misali aşklar en güzeli bence.

 

Sonuç olarak Zalim Prens Cardan, tarafımdan sevgi aldı. Umarım sonunda yakaladığı çizgi  ve farkındalığı bozmaz. Jude zaten (bazı şeyler dışında) aklı selim ve zeki karakteriyle baştan beri gönlümü fethetmiş durumdaydı.

Daha çok şey yazmak istiyorum ama kitap o kadar mükemmel ki okuma zevkinizi bozmak istemiyorum. Okuyun okutturun efenim. Bu yılın en iyi fantastik YA kitabı seçilirse şaşırmam çünkü.

 

Not 1: 2. kitabın adı The Wicked King ve bazı blogger ve vlogger’lara çıkış tarihine daha aylar varken verilmiş 🙁 Ben burda kendi çapımda ezik ezik devam. (Hll spr dvm.)

Not 2: Kitapla alakasız ama Holly Black estetikle kulaklarını peri tarzı sivriltmiş. Zaten peri takıntısı olduğunu senelerdir söylüyordu ancak vay be…

Cardan daha kötü çizilemezdi herhalde ancak diyalog hoş.

 

Gözüm yollarda..

 

Sule

Kararsız karakteri hayatına yansımış, belli bir zevki asla olmayan, her şeyden biraz seven, yeri geldiğinde realist, genellikle sürrealist bir kişilik. Tanıdıkları hayal aleminde yaşadığını söylese de, bir dünyalı parçası.

Yorum yapılmamış

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.