Tut Ki Seni Seviyorum – Jennifer Niven (Kitap Yorumu)

  Lisede canlandırmak istediğim rolü biliyordum.
Tüm zorlukların üstesinden gelen kız olacaktım.

 

Tut Ki Seni Seviyorum’un orijinal adı, Holding Up The Universe aslında. Ama Evreni Tutmak tarzı bir çeviridense kitabı okuduğunuzda epey anlamlı bir isim verildiği anlıyorsunuz.

Kitabın edindiği mekan genel olarak lise. 16-17 yaşında gençler ana karakterler. Sorunlu hayatlar.. sorunlu ebeveynler, trajik yaşanmışlıklar, fiziksel ve zihinsel rahatsızlıklar…

Libby’ninki kilo. Spoiler olmayacak şimdi yazdıklarım çünkü daha ilk bölümlerde açıklaması yapılıyor zaten. Libby yaklaşık 300 kilodan 150 civarı bir kiloya düşen bir kız.

Bu 300 kilo olarak yaşadığı dönemde 12-13 yaşlarında olması çok büyük bir problem. Amerikanın en şişman genci gibi bir lakap edinecek kadar, ölüm tehditleri ve nefret yorumları alacak kadar kötü bir durum.

Kendi kendine çektiği acı yetmezmiş gibi, sanki onu bu duruma getiren sebepleri herkes biliyormuş gibi, sanki O DA BİR İNSAN DEĞİLMİŞ GİBİ ona söylenen lafları, beyinsiz bir kesimin ona sergilediği tutumu sırf kilolu olduğu için asla haketmemiş bir insan.

Bir katil mi? Hayır.

Hırsız mı? Hayır.

Dedikodu mu yapıyor?

Hayır.

İnsanlarla alay mı ediyor? Onları aşağılıyor mu? Nefret edilecek bir şey mi yapmış? Sana saygısız mı davranmış?

Koca bir HAYIR.

İnsanların ondan nefret etmesinin tek nedeni kilolu olması.

Bu nasıl bir havakafalılık??

Beyin yerine saman taşıyan bir yaratığın tavrından öte gidemez bir tutum bu.

Bu kadar coşmamın sebebi kendimin de kilolu olması. Libby gibi toplumdan soyutlanmış değilim ama ben de kendimi her zaman rahat hissedemiyorum. Zaten kendi kendime sorun edinmişim bunu. Bir de biri bişey diyecek diye her an tetikte yaşamak öyle saçma bir şey ki. Birinin sizi sırf dış görünüşünüze göre yargılaması. Olur olmadık bir tartışma anında kişiliğinize değil de direk kilolarınıza laf etmesi.

“Sen sus Şişko.” Ve bitti. Bundan ötesine kim ne yanıt verebilir ki? Neden karşısındaki şeyin seviyesine düşsün ki?

Libby yine cesur biriydi. Ve sevilesi. Aslında olabilecek en sıradan insandı. Normal. Dans etmeyi seven. Koşan, espriler yapan. Kolayca konuşulabilecek. İyi bir dinleyici.

Dış görünüşün ötesine baktığınızda insanları tanımak kolaydır nitekim.

 

Büyüleyici olacağım. Komik olacağım.
Kimseyle yakınlaşmayacağım.

 

Diğer cephede ise Jack Masselin var. Yarı Afro-amerikan yarı yahudi bir genç. 3 kardeşi olan. Annesi avukat, babası yalancı bir pislik olan, yüz körlüğünden muzdarip, okulunda popüler biri. (Babasının metresi Kimya öğretmeni de. Adamı o yüzden pislik diye niteledim.) Libby’nin de eski komşusu.

O da yüz körlüğünü hayatının merkezine almış giden biri. Zayıflık olduğunu düşündüğü bu rahatsızlığı kişiliğini belirliyor ve hayatını yönetiyor.

Ya size burda demek istiyorum ki bir, NEDEN?

Yani biliyorum çok fazla boş insan var ama birinin senin bu durumunu bilmesi senin istemeden saçma sapan şeyler yapman için neden mi? NEDEN OLSUN Kİ?

Neslinin tükenmesini istediğim ilk tür insandır. Bu kadar birbirini yermek, yok etmek için yaşayan bir ırk yok. Büyük balık küçük balığı yer felsefesini benimseyen insan insan değildir zaten. Abi BALIK onlar BALIK. İçgüdüyle yaşıyor. Senin iraden var.

Bu isyanın sebebi de, Şişman Kız Rodeosu meselesi.

Bu Jack’in kankalarından salak olanın yaydığı bir oyun. İlk Kam yapıyor başka bir kıza. Jack gram onaylamasa da seyirci kalıyor.

E okula yeni gelen şişman kız kim? Libby.

E o zaman hoşgeldin der ve kızın üstüne atlarlar.

Cidden bu kadar işsiz insanlar var efendim. Varlar.

Jack bunu olabilecek en az hasarla yapmak için mektup falan yazıyor tabi çocuk kötü biri değil ama zayıf yanlarını gizlemenin pislik yollarını bulabiliyor. Yazık.

Konuyu çok dağıtmadan özetle, Libby ve Jack ceza ve konuşma grubuna katılıp okulun tadilatına yardım etmeye başlıyorlar.

Jack açıklama mektubunda Libby’e yüz körlüğünden bahsettiği için rahatça konuşabiliyorlar ve gittikçe yakınlaşıyorlar. Önceden komşu olduklarından az biraz geçmişleri olduğunu sonradan öğreniyoruz tabi.

Bu arada Jack’in bir ayrı bir barışık sevgilisinden bahsetmişmiydim? Haha. Sanmıyorum. O da havakafalardan.

“Tut Ki Seni Seviyorum” adı flört döneminin varsayımsal olarak başlamasından geliyor.

Çok fazla… Yani DAHA DA fazla ayrıntıya girmeden çok tatlı bir flört dönemi olduğunu söyleyip daha fazla uzatmayayım. 😀

 

Kitap harikaydı kısacası. Böyle toplumun bitik yönünü “insanlığını” yansıtan kitaplar güzel oluyor. Yüze inen bir tokat değil ama bir ders niteliğinde.

Jennifer Niven, yazar notu ve teşekkür kısımlarında kitabın ortaya çıkış fikirlerinden bahsetmiş ve önceki kitabına ilham olan, intihar eden dedesini ve yakın arkadaşını söylemişti. Yine yakın çevresinden birinin yüz körlüğü olduğunu söylemiş. Şişman kız hikayesi kadar yaygın bir şey yok zaten.

İki kitabının da gerçek hikayelere dayandığı kanısındayım.

 

Alıntılar;

 

“Güzel araba,” dedim. Döşemesi koyu turuncu-kırızı tonlarındaydı ama oldukça sade ve sağlam görünüyordu.Ancak ortada bariz olan bir şey varsa, o da havalı bir çocuğu arabasında olduğumdu. “Safariye çıkılacak bir şeye benziyor.”

“Teşekkürler.”

“Pikap? Araba? Tam olarak ne oluyor?”

“Amos’un en havalı o.ç’si nasıl?”

“O kadar da uçmayalım.”


“Henüz aramızdaki şeyin adını koymuş değiliz ama onunla olmak hoşuma gidiyor mu diye sorarsan, kesinlikle evet. Bence harika bir hatun mu? Evet. Bence güzel mi? Evet. Gerçekten öyle olduğunu düşünüyorum. Onunla uğraştığım falan yok. Ondan hoşlanıyorum.Başka soru?”

Caroline istifini hiç bozmadan öylece duruyordu. “Biliyor musun,” dedi, “Kendini bir şey zannediyorsun, öyleymiş gibi davranıyorsun ama değilsin.”

“Öyle olmadığımı biliyorum. Buna rağmen benden hoşlandığı için minnettar olmamın bir nedeni de bu.”

 

Hepimiz kendimizce biraz garibiz. Yalnız değilsin.
Sule

Kararsız karakteri hayatına yansımış, belli bir zevki asla olmayan, her şeyden biraz seven, yeri geldiğinde realist, genellikle sürrealist bir kişilik. Tanıdıkları hayal aleminde yaşadığını söylese de, bir dünyalı parçası.

Yorum yapılmamış

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.