Mara Dyer Serisi – Michelle Hodkin (Kitap Yorumu)

 

Kitapları tek tek yorumlamak isterdim aslında ama arka arkaya okuduğum için hangi kitap nerde başlıyor ya da bitiyor bilemiyorum.

O yüzdeeen, toplu seri yorumu yapıyorum!

Spoiler içerecek. Belli bir noktadan sonra okumak istemezseniz.. Sizi anlarım. 😀

Spoiler yazan yerden sonrasını okumayın.

Biraz fikir edinin diye ilk kitaptan bahsedeyim önce

Mara Dyer (Şu an bile gerçek adı bu mu bilmiyorum.) geçirdiği bir kaza sonrasında ailesiyle birlikte eyalet değiştirmek zorunda kalıyor. Bu kazadan sağ çıkan tek kişi o. Erkek arkadaşı ve en yakın arkadaşları çöken binanın altında kalıyor.

Yeni okul, yeni insanlar… Bunlardan biri Noah. Karşılaştıkları ilk andan itibaren peşini bırakmayan kaderin cilvesi yakışıklı çocuk. Hakkında daha fazlasını bile bilmeden etrafınca popüler kabul edilmiş biri. Ve playboy.

Mara Dyer’in hayatı birden tepetaklak oluyor. Kazadan sonra herkes psikolojisinin bozulduğunu düşünüp ilaç kullanmaya teşvik ediyor. Ancak ortada daha karışık şeyler var.

Ayrıca Mara sıcak bir aileye sahip. İyi bir abi ve sevimli bir kardeş artı ilgili ebeveynler.

Ufak bir sorun babasının avukat olması dışında ailevi pek mesele yok.

Bir de marjinal yakın arkadaş içeriyor ilk kitap.

Nerede bittiğini hatırlamadığımdan bu kısmı kısa kesiyorum ve içimi dökeceğim…

Spoiler dolu kısma geçiyorum.

İlk kitaptan başlayayım. Noah çok garip bir tip. Mara kendince garip ama sebepleri var. Öyle ilk başta anlaşılamasa da. Noah da öyleymiş meğer ama anlatıcı o olmadığı için ben uzun bir süre neyi neden yaptığını hiç anlayamadım.

İlk 2 kitap açıkçası bir sürü olay içerse de çok durağandı. Kafamda bir sürü soru vardı ancak 3. kitabının sonuna kadar net bir cevap hiç alamadım.

İlk kitapta Mara mekan değiştirdi biraz olay oldu kızın deli olduğuna karar verdiler.

2. kitapta tabiri caizse tımarhaneye kapattılar Noah sürekli ziyaret etti aşkları büyüdü falan filan.

3. kitapta da saçma sapan cevaplar aldık.

Çok ayrıntılı spoiler vermeyeceğim yine. Ama şu efsanden bahsedeceğim.

Gerçek şu ki meğer Noah ve Mara lanetliymiş. Noah doğarken kehanetler çok önemli biri olacağı ve insanlığa karşı çok faydalı şeyler yapacağı öngörülmüş. Ve kendisi ölmüyor. Hasta da olmuyor. İnsanları iyileştirebiliyor. Ölmekte olan insanların zihinlerine girebiliyor. Nitekim intihar edenlerin de. onların acılarını hissedebiliyor.

Çocuk ölmek için yaşıyor. Onun laneti bu. Ölmek istiyor sürekli. Aklındaki tek şey ölmek. Ancak ölümsüz. Daha çocukken kendini yüksek yerlerden atıp hemen iyileşiyormuş.

Mara ise öldürüyor. Aslında kafasında canlanan şeyler gerçekleşiyor ama bu şeyler kitapta dendiği şekliyle dilekler asla iyi olamıyor. Mara’nın laneti de bu.

Ying Yang gibiler. Aslında daha çok melek ve şeytan gibi. Ve birbirlerine aşıklar.

İşleri zorlaştıran zaten aşkları ama lanet gereği birbirlerini çekici bulmaları diye de bir olay var.

Serinin kötü adamı olan Noah’ın babası sürekli Mara’dan kurtulma peşinde ancak oğlunun kehanetteki kişi olabilmesi için. Çok pis dövüşen biri ama. Mara’yı Jude’u (öldü sanılan erkek arkadaş) kullanıp delirtmekle başlamış meğer işe. Jude da masum falan değil ama neyse.

Sonunu da söyleyeyim; bir nevi mutlu son. Noah ile Mara elele verip kendi gibi özel (lanetli) insanları aramaya başlıyorlar.

Ben hiç beğenmedim açıkçası. O son en baştan beri planlanmış gibi hissettirmedi bana hiç. Küçük ipuçları daha ilk kitaptan verilirdi oysa. Ben sanki 3. kitapta öyle cumburlop bambaşka hikaye okumuş gibi oldum sonundan bağımsız.

Belki de hızlı okuyup ayrıntıları baya kaçırdım çünkü gerçekten belirsizlik beni epey sıktı ve sonuca giden yolda da hiç beni meşgul edecek şeyler olmadı. Diyalogları iç hesaplaşmalara göre çok daha fazla sevdiğim bir gerçek ve bu seri genelinde gözümde bir eksiklik.

Son olarak Shawn Günlükleri adı altında devam eden serinin Noah perspektifini de okudum. Ters Köşe’yi yani.

Severim, çocuğu daha iyi anlarım diye düşündüm ancak, ı-ıh. Beğenmedim.

Bir kere başta yazarın verdiği uyarıya göre beni rahatsız eden şey ne içerdiği cinsellik oldu ne de intihar konusundaki yaklaşımı.

Tamamıyla mallaşan karakterler yüzündendi.

Yani biliyorum Noah’ın ölmeye ne kadar meraklı olduğunu da… İnsan hiç mi bununla doğru düzgün savaşmaz? Gerçi hak vermeden de edemiyorum düşününce. Ölmeyi istemekle lanetlisin. Ölsem rahatlayacağım diye düşünüyorsun, uğraşıyorsun ama hayattasın. Şu yandan anlayamıyorum ama. Bir de inançsızsın. Ölsen nereye rahatlıycan? Nereye gidecez hiçbirimiz bilmiyoruz da sen extrasın. Yokluk diyorsun. İyi değilsin…

Mara da dengesiz. Sonunda kavgaları, kaçıp gitmeleri, amaçlarından sapmaları…Sıkıldım. Dramı da dozunda yaşamak gerek. Siz tatlı bir ilişki beklerken yalanlardan başka bir şey vermiyordu bu kitap. Ters Köşe yani.

Bi de sonunda orijinal seri bitmişken teee ilk Mara Dyer çıktı ortaya.

İlk kitabın ilk sayfasında yazan hani “Adım Mara Dyer değil ama avukatım bir isim seçmemi istedi.” kısmı var ya, ben şu an bile anlamıyorum.

Ben başka ad görmedim hiç. Kaçırdım mı yoksa?

 

Serinin kapakları gerçekten çok güzel. Oldukça albenili. Ama önemli olan içerik işte…

Not: Yorumum pek iyi yönde değildi, biliyorum. Neden 4 kitabı da alıp okudun o zaman? diye merak ediyor olabilirsiniz… Şöyle ki ilk kitabı yeni çıktığı zamanlarda almıştım ve yarısını okumuştum sonra diğerleride çıktıkça aldım. Ters köşeyi de alınca dedim artık okuyayım. Açıkçası bilseydim 2. kitaptan sonrasını almazdım. Hatta 2. kitabın böyle olduğunu bilseydim onu da almazdım. O kadar sıkıldım işte.

Sule

Kararsız karakteri hayatına yansımış, belli bir zevki asla olmayan, her şeyden biraz seven, yeri geldiğinde realist, genellikle sürrealist bir kişilik. Tanıdıkları hayal aleminde yaşadığını söylese de, bir dünyalı parçası.

Yorum yapılmamış

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.