Hayalperver- Lucy Keating (Kitap yorumu)

“Rüyalarda buluşalım”

Lafının kitap olmuş hali diyebiliriz sanırım Hayalperver için.

En çok ilgimi çeken doğaüstü anlamdaki türlerden işleyiş olarak rüyalar ve mitolojinin yeri bir farklıdır bende.

 

Alice kendini bildi bileli rüyasında Max’i görüyor. Rüyasında onunla tüm dünyayı gezdi ve ona delicesine, çaresizce âşık oldu. Max rüyalarının erkeği ama sadece rüyalarının. O gerçek değil. En azından değildi, Alice yeni okulunun ilk günü sınıfa girip onu karşısında bulana dek. Ama Gerçek Max, Rüya Max’e pek benzemiyor. Gerçekler rüyalardan çok farklı. Ya da gerçekten farklı mı?

 

Rüya dediğinizde sınırsız bir evren var elinizde. Lucy Keating bu ilk romanıyla güzel bir giriş yapmış. Gençlik romanında bu olayları ele alarak da çok mantıklı bir karar vermiş çünkü anlatılan rüyalar gerçekten tam anlamıyla birer rüya saçmalığındaydılar.

Konuda da dendiği gibi, gerçek hayat oldukça farklı. Max ve Alice için de.

Yine de Alice rüyalarındaki hayatına ve Max’e oldukça sadık. Bunun dışında Alice de sıradan bir kız. Baya sıradan bildiğimiz liseli. Ama işte Hayalperver biraz.

Onun aksine Max, rüyalarda olduğu kişi gibi değil hiç de. Oralardaki  aşk böceği değil. Gerçekte, havalı ve zeki, sportmen ve lider.

Ve sevgilisi var.

Bundan sonra ne yazsam boş gibi geliyor ama elbette işler öyle yürümüyor. İşin içine rekabet ve sahiplik hissi girdiğinde… 180 derece dönüşler mümkün olabiliyor.

İlk önce bu rüyaları neden gördükleri ve nasıl görmeyi bırakabilecekleri konulu bir araştırma için birlikte çalışmaya başlıyorlar.

Bu kısımlarda dickhead Max, Alice ile görünmemek için elinden geleni yapıyor.

(Ben Alice’in yerinde olsam çok alınırdım. O da alınmıyor değil gerçi. Ama ben uğraşmazdım da.) 

İşte gel zaman git zaman, araştırmaların olduğu kısımları elbette anlatmayacağım ama sonunda buluyorlar sebebi.

Sebebi de söylemeyeceğim tabi.

Ama başka spoiler vereceğim.

Mutlu son dediğimde herkes anlayacak tabi ki ama ben bunu bir alıntı ile taçlandıracağım.

Alıntıyı yazmadan önce, Hayalperver’in rüya konulu gerçekten güzel bir kitap olduğunu söylemek istiyorum. Goodreads’deki yorumlara da baktım gayet tatlı bulmuş herkes.

Ben şu sevgilisi olup da başkasına bakma ya da iki kız idare etmeli şeylere biraz kılım (Anna and The French Kiss’e selamlar.) sonunda ayrılacakalarını herkes biliyor ama o kıza/erkeğe de yazık değil mi?

Alıntı;

“Rüyaları yitirdiğimizi biliyorum ama onlardan birbirimizi kaybetmek istemediğimiz için vazgeçtik. Ve şimdi kaybetmeyeceğimizi biliyorum. Hiçbir şey normale dönmeyecek çünkü zaten hiç normal olmadı. Bu bizim yeni başlangıcımız, Alice ve eskisinden de iyi olacak.” Beni kendine çekmek için uzandı ancak ellerimi paltomun cebine sokup geri çekildim.

“Ama sorun da bu,” dedim. “Hiçbir şey normal olmadı. Sihirdi, Max. Hatırlamıyor musun? Rüya geçişleri başlamadan, her şey yoldan çıkmadan önce. Şimdi sihir gitti. Artık muhteşem bişeyler olacağını bilerek uyumak yok.”

“Ama Alice onlar, gerçek değildi.” dedi Max.

“Benim için gerçekti.”

“Ya ben?” dedi Max. “Bir şeyler değişmiş olabilir ama ben hala buradayım ve sen böyle davranarak bana bunun yeterli olmadığını söylemek istiyor gibisin. Sanki gerçek ben yeterli değilmiş gibi.”

 

Kandırdım tfvghj

Sonunu yazmadım ya da o güzel kısımları. Sizin de siniriniz bozulsun diye en sinir olduğum yeri yazdım. Alice burada cidden aptaldı. Bu mutlu sondan önceki aşama.

Ne demek istediğimi anlamak için lütfen, siz de okuyun. 😀

 

 

Ayrıca şunu eklemezsem ölürüm;

 

 

 

Orijinal kapak efsane değil mi? Keşke böyle basılsaydı. Kitaplığımın en belirgin köşesine koyardım bunu ya.

Sule

Kararsız karakteri hayatına yansımış, belli bir zevki asla olmayan, her şeyden biraz seven, yeri geldiğinde realist, genellikle sürrealist bir kişilik. Tanıdıkları hayal aleminde yaşadığını söylese de, bir dünyalı parçası.

Yorum yapılmamış

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.