Doğruluk Cadısı- Susan Dennard (Kitap yorumu)

 Doğruluk Cadısı

Üç büyük imparatorluğun hüküm sürdüğü bir kıtada cadılık yeteneğine doğuştan sahip olanlar, bunun kendilerini diğerlerinden farklı kıldığını gayet iyi bilirler. Ancak bu
topraklarda büyüler kadar sorunlar da çeşitli ve fazladır.

Doğruyu yalandan ayırt edebilen nadir bir güce sahip Safiya; lonca efendilerinden imparatorlara, hükümdarlık hayalleri kuran eski savaş kahramanı komutanlardan paralı askerlik yapan
Kan Cadıları’na kadar pek çok düşmandan kendini korumak ve gizlenmek zorundadır. İnsanların duygularını ve bağlarını görebilme yeteneğine sahip Iseult ise, kavmini terk etmiş olmasından dolayı bir hedef haline gelmiştir.

Safiya ve Iseult, boyun eğmek zorunda oldukları yazgıya göre değil, kendi tercihleriyle çizdikleri bir yolda hayatlarını yaşamak istemektedir. Fakat yaklaşmakta olan savaşın gölgesi, iki cadının özgür yaşama hayallerinin üzerine kara bir bulut gibi çöker.

 

Konu yukarıda yazdığı gibi. Ben daha çok Doğruluk Cadısı’nın  derinliğinden ve dilinden bahsedeceğim.

Fantastik demek her zaman anlaşılmaz kelimeler demek değildir ancak çoğunlukla öyledir. Doğruluk Cadısı’nda da bu böyle. İsimlerin çoğu bana bir tuhaf geldi. Mesela Kan Cadısı Aeduan, neden Aidan değil? İseult? Neden İzabelle gibi daha bilindik isimler  değilde telaffuzu zor şeyler seçilmiş? Sorgulamak bana düşmez tabi ki ancak gözüm alışana kadar epey bir okumam gerekti.

İlk bölümler en zoruydu. Okurken içinde bulunduğum ruh halinden ötürü mü bilmiyorum öyle birden çok olay yaşansada benim kitaba bağlanmam bi 5 bölüm sürdü.

Sonrası dehşeet. Bir günde bitti kitap.

Dili akıcıydı ve içerisinde çokça olay barındırıyordu. Zaten 500 e yakın sayfa sayısına sahip. Kitabın cildi çok güzel. O ceket (yani görseldeki kapak) olmasa bile üzerindeki sembol tek başına hoş görünüyor.

Karakterlerden bahsedeyim biraz. (En sevdiğim şey.)

4 ana karakter var. Yukarıda gözüken, google aracılığıyla buraya getirdiğim, fantasy animatik cizimlerdeki kişiler.

Öncelikle en ön plandaki kişi Safiya. Doğruluk cadısı çünkü. Gücünün neden bu kadar önemli olduğunu anlamadım açıkçası. Hele karşısındaki kişi sözlerini, büyük bir inançla söylediğinde büyüsünün yanıltıcı olduğunu öğrendiğimde. Bu konuya artı bir sebepte Iseult’un bağları ve duyguları görebilmesi. Biri yalan söylediğinde renklerinin değişiminden bunu anlayamaz mıydı yani? Sırf yalanları görüyor diye kızın peşine düşmeyen kalmadı. Neyse.

Çizimde pek bir tatlış görünen ancak benim kişiliğine pek bayılmadığım Merik. Rüzgar cadısı prensimiz. Şımarık veledimiz. Safiya ile tam tencere kapaklar bence. Ve aşşırı ön plandaydılar. Bundan pek hazzetmedim çünkü ben Iseult’u daha çok sevdim. Ondaki Hükümsüz olma olasılığını. Gölge ile bağlantısını. Ve Aeduan ile olan ilişkilerini.

Daha doğrusu gelecekte olabilecek bir ilişki potansiyeli ihtimalini.

Buraları anlatmak istiyorum çünkü en beğendiğim yerler fcdjhslhdf

İlk karşılaştıklarında İseult, Safi ile canlarını kurtarabilmek için Kan Cadısı Aeduan ile çarpışıyor ve bu sebeple kalbine bir hançer saplıyor.

İkinci seferde kuleden beraber atladılar ve yine İseult bıçak sapladı ama öldürme imkanı varken onu öldürmedi.

Ay buranın alıntısını şeyapıcam 😀 😀

“…

Kız bıçağı Aeduan’ın boğazından çekti. Pek nazik bir şekilde yapmadığı için hançer boğazını kesti ve ileri sürüklendi. Bıçağı kaldıramayacak kadar bitap düşmüşe benziyordu.

Aeduan’ın bıçak saplı kalbi çırpındı. Ağzındaki kanla birlikte tuhaf bir rahatlama duygusu hissetti. Kız onu öldürmeyecekti. Aeduan sebebini anlayamıyordu.

“Yap hadi,” diye fısıldadı.

“Hayır.” Kız başını sertçe iki yana salladı. Enerji yüklü, tuhaf bir çeşitliliği olan rüzgar, üzerlerine çökerken kızın saçlarını yüzünden uzaklaştırdı. Aeduan her ayrıntıyı görmek için kendini zorluyordu.

Kızın kanının kokusunu alamıyordu ancak onu unutmayacaktı. Yanaklarına hiç uymayan yuvarlak çenesini, hokka burnunu, soluk çillerini, kedi bakışlı şehla gözlerini, kısa kirpiklerini ve küçük dudaklarını unutmayacaktı.

“Seni bulacağım,” dedi.

“Biliyorum.” Kız hançerini kumların üzerine attı ve ellerini Aeduan’ın göğsüne bastırıp doğruldu. Aeduan’ın kaburgaları ezildi, midesi sıkıştı. Kız hiç de hafif değildi ve elleri tombuldu.

“Seni öldüreceğim.” dedi.

“Hayır.” Kız gözlerini kısarak ayağı kalktı. Ay ışığı vücudundan aşağı dökülüyordu. “Ben…” Öksürmeye başladı. Ağzını sildi. “Bunu yapacağını sanmıyorum,” dedi.

Bunu söylerken sanki tüm dikkatini kelimelerine vermişti. Parmakları umutsuzluk kırıntısıyla bir kez daha hançere dolandı.

Bıçağı Aeduan’ın kalbine iyice sapladı. ”

 

Çok tatlı değiller mi?

Herkes öldürür sevdiğini sözüne doğru giden bir ilişki seziyorum. Eğer aralarında bir şeyler olursa, pek kolay olmaz ve ben böyle ilerleyen trajik hikayelere bayılırım.

Aslında anlatmak istediğim daha bir sürü şey var. Sürekli bir olay yaşanıyor ya da çözülmesi gereken gizemler ortaya çıkıyor.

Yani demem o ki bence bu kitabı okuyun. Ben aldığımda pek indirim yoktu ve etiket fiyatı 29 lira. Ama almak isteyenler için söylüyorum şu an Okuoku.com’da 12.90’a inmiş durumda. 9.90 kampanyalarına da giriyor bazen.

Çiftler açısından çok yanlı bir yorum olduğunun farkındayım ancak ben devamını sırf Aeduan’ın neler yaptığını merak ettiğim için okuyacağım.

Bir de Iseult’un daha da güçlenmesini umuyorum.

 

İkisinin güzel arkadaşlıklarını da unutuyordum neredeyse. 🙂

 

Not: Yazar, kitabı Sarah J. Mass’a adamış. Ve ikisi aynı Safiya ile Iseult gibi çok yakın arkadaşlar.

Çoook tatlılar <3

 

 

 

 

Sule

Kararsız karakteri hayatına yansımış, belli bir zevki asla olmayan, her şeyden biraz seven, yeri geldiğinde realist, genellikle sürrealist bir kişilik. Tanıdıkları hayal aleminde yaşadığını söylese de, bir dünyalı parçası.

Yorum yapılmamış

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.