Ay Günlükleri Serisi – Marissa Meyer (Kitap yorumu)

 

 

Ay günlükleri olarak tüm seriyi mi yorumlasam yoksa tek bir başlık altında hepsini tek tek mi yorumlasam karar veremedim.

Görece çok spoiler olmasın diye önce tek tek tanıtıp, genel bir yorum yapmaya karar verdim. Yani aslında her kitapta farklı karakterlere odaklansa da tek bir olay örgüsü üzerinden ilerliyor seri. Levana’nın hakimiyetine isyan, en büyük olay.

O zaman önce kısaca konuları veriyorum, yorumda sonda 😀

Cinder

 

Gelecekte bile, hikâye “bir varmış bir yokmuş” diye başlıyor… İnsanlarla androidlerin yan yana dolaştığı Yeni Pekin’e hoş geldiniz. Her ne kadar birlikte yaşamayı başarsalar da türlerin dostluğu sanıldığı kadar kolay değil. Ölümcül bir veba insan nüfusunu tehdit ediyor. Ay İnsanları, Dünya’yı uzaydan izleyerek doğru zamanı kolluyor. Kimse Dünya’nın kaderinin tek bir kıza bağlı olduğunun farkında bile değil…

Becerikli bir mekanik ustası olan Cinder, herkesten saklasa da aslında bir sayborg. Üvey annesinin hakaretleri yetmezmiş gibi şimdi bir de üvey kardeşinin hastalanmasından sorumlu tutuluyor. Yakışıklı Prens Kai’in hayatına girmesiyle birlikte, Cinder birden kendini gezegenler arası bir anlaşmazlığın ortasında buluveriyor. Sorumluluk ve özgürlük, sadakat ve ihanet arasında kalan Cinder, Dünya’nın geleceğini koruma altına almak için önce kendi geçmişinin sırlarını açığa çıkarmak zorunda…

Scarlet

 

Dünya Yok Olma Tehlikesiyle Karşı Karşıyayken, Külkedisi İle Kırmızı Başlıklı Kız’ın Yolları Kesişecek…

Mekanik ustası sayborg Cinder hapishaneden kaçma planları yapıyor ancak bunu başarabilse bile dış dünyanın tehlikelerine karşı kendini nasıl koruyacak?

Dünya’nın diğer ucunda, Scarlet Benoit’nın büyükannesi günlerdir kayıp. Scarlet büyükannesini bulmasına yardımcı olabilecek bir sokak savaşçısı olan Wolf’la tanıştığında, başta bu yabancıya güvenmekte tereddüt ediyor. Ne de olsa sokaklar ‘kurt’larla dolu! Yolları kesişen Scarlet, Wolf ve Cinder birlikte esrarengiz bir maceraya atılırken onları bekleyen yeni bir gizemden habersizler. Şimdi üç masal kahramanı da Ay Ülkesi kraliçesinin hep bir adım önünde olmak zorunda. Çünkü kötü kalpli kraliçe, yakışıklı prensi kendi kralı ve esiri yapmak için elinden geleni ardına koymayacak.

Cress

 

Daha ufacık bir kız çocuğuyken, cadı onu ne kapısı ne de merdiveni olan bir uzay uydusuna hapsetti. Gelecekte bile, Kuleye Hapsedilen Genç Kızlar Var…

Cress, Cinder’ı Kraliçe Levana’nın hain planlarından haberdar etmek için her şeyi göze almıştı. Ancak ufak bir sorunu vardı. Çocukluğundan beri, hapsedildiği bir uyduda yaşıyordu ve ona eşlik eden tek şey internet bağlantılı ekranlardı. Elinde yalnızca bu ekranlar olunca, Cress’in de efsanevi bir hackera dönüşmesi kaçınılmazdı.

Bütün Dünya; Cinder, Kaptan Thorne, Scarlet ve Wolf’un peşindeydi. Onlar ise Levana’nın planlarını altüst etmek için Cress’i esir tutulduğu uydudan kurtarmaya ant içmişti. Ancak bir şeyler ters gitti ve ekip üyeleri uzayın ortasında birbirlerini kaybetti. Kraliçe Levana ise hiçbir şeyin İmparator Kai ile düğününü engellemesine izin vermemeye, dolayısıyla Cinder’ın peşini bırakmamaya kararlıydı.

Cress, Scarlet ve Cinder, Dünya’yı kurtarmaya gönüllü olmamıştı. Yine de Dünya’nın tek umudu Cress, Scarlet ve Cinder’dı.

Levana

 

Ayna, ayna, söyle bana benden güzeli var mı Dünya’da? Ya da Ay’da…

İki gezegen arasında aşklarını ne kadar sürdürebilirlerdi kİ? Daha doğrusu, bir gezegen ve Ay arasında. Ya da her neyse.

Saf kötülüğün bir adı var. Aldatıcı maskelerin ardında gizleniyor ve gücü eline geçirmek için “büyü”sünü kullanıyor. Peki ama Kraliçe Levana kim? Yolu Cinder, Scarlet ve Cress’le kesişmeden yıllar önce, Levana’nın çok farklı bir hikâyesi vardı. Daha önce hiç anlatılmamış bir hikâye… Şimdiye kadar.

Winter

 

Ay halkı, yüzündeki yara izlerine aldırmadan zarafeti ve nezaketiyle hepsini büyüleyen Prenses Winter’a hayrandı. Herkes, genç Prenses’in, üvey annesi Kraliçe Levana’dan çok daha nefes kesici bir güzelliği olduğunu düşünüyordu. Winter, üvey annesinden pek hoşlanmıyordu. Eh, bunda Levana’nın, genç ve güzel Prenses’in çocukluk arkadaşı ve yakışıklı saray muhafızı Jacin’e duyduğu hisleri onaylamamasının da etkisi vardı tabii. Ancak Winter, Levana’nın sandığı kadar zayıf biri değildi ve yıllardır üvey annesinin isteklerini görmezden gelmeyi başarmıştı.

Winter, sayborg mekanik ustası Cinder ve arkadaşlarıyla birlikte belki de büyük bir devrim başlatacak ve uzun süredir gizliden gizliye süren bir savaşı nihayete erdirecekti.

 

Uzak Yıldızlar

 

Onlar farklı masalların kahramanıydı. Aynı yıldızların altında benzer bir geleceğin düşünü kurdular.

Ay Günlükleri evreninde pek çok muhteşem, şiddet dolu ve romantik hikâye gizli. Ve tabii sırlar da. Cinder, Yeni Pekin’e nasıl geldi? Kraliçe’nin askeri Wolf, nasıl oldu da genç bir adamdan bir katile dönüştü? Prenses Winter ve saray muhafızı Jacin, onları bekleyen geleceği ilk ne zaman fark etti?

 

Yorum;

 

Cinder, klasik bir külkedisi hikayesi gibi başlıyor. Yani oldukça fazla versiyonu var zaten. (A Cinderella Story(2004) Ella (2004) Another Cinderella Story(2008) Once Upon A Song(2011) Cinderella (2015)  A Cinderella Story: If The Shoe Fits (2016) bunlar film. Eh, kitaplar için ayrı bir içerik hazırlarım, bir o kadar da kitap vardır.) Başlangıcı 2015 versiyonuna benziyordu. Prensle balodan önce tanışmaları kısmı yani. Gerçi biri gelecekte geçerken diğeri de oldukça uzak bir geçmişte geçiyor. Neyse bu versiyonda Linh Cinder bir makine ustası. O zamanların, bölgesinin en iyisi. %98 müşteri memnuniyeti oranlı. Prensin de androidi bozuk ve içerisinde önemli bilgiler olduğundan tamir edilmeli. Bir şekilde dükkana birini göndermek yerine kendisi gidiyor. Ve bu şekilde ilk karşılaşma gerçekleşiyor.

Cinder’ın hayatı oldukça zor. Ancak burada alaycı bir külkedisi var. Yani bu yanını ilk kitapta çok görmedik ama İko’ya karşı biraz öyleydi. 2. kitapta yani Scarlet’ta tanıştığımız Thorne ile aralarındaki diyaloglar bir abi-kardeş atışmalarının flörtöz versiyonuydu. Neyse. Bu kitapta balo mutlu sonla bitmiyor. Çünkü işin içine Levana giriyor. Ayrıca Cinder’ın üvey ailesine katlanmak gibi bir niyeti yok. Özellikle küçük kardeşine olanlardan sonra resmen eziyet çektikten sonra. Yıllardır kaçma planları yapıyor ve maalesef elinde patlıyor. Kendini hapiste buluyor. (Thorne ile burada karşılaşıyor.)

 

Diğer yanda 2. Kitapla aramıza katılan Scarlet var. Kırmızı başlıklı kız. Burda da Kırmızı Kapşonlu Kız. Fransa’da bir çiftlikte yaşayan, tarımla uğraşan ve büyükannesi ile kalan 17 yaşında bir kız Scarlet. Babaannesi için bir yardımcı. Ailesi yok. Yani ormandan geçip annesinin isteğiyle babaannesine bişeyler götürüp kurt ile karşılaşmıyor. Karşılaşmayacak.

Bir bara domates teslim ederken rastlaşıyorlar Wolf ile.

Wolf’la tanışmamız onun iştahına tanık olmamız ile başlıyor. Başta Scarlet’ın dikkatini pek çekmiyor. Hatta başka bir kızın yönlendirmesiyle tanışıyorlar. Barın ortasına atlayıp Cinder’ı savunduğunda Wolf’un tüm dikkati Scarlet’a kayıyor ama.

Daha sonra büyükannesi ortadan kaybolduğunda da bir şekilde ortak olup peşine beraber düşüyorlar. Ortaya çıkan bazı şeylerle Wolf’un aslında çok farklı amaçları ve çok farklı bir yapısı olduğunu öğreniyoruz ancak Scarlet ile tanıştığında da değişen bir şeyler var. (Açıkçası en dokunaklı hikaye bu ikisine ait bence.)

Yine hikaye Cinder üzerinden ilerliyor. Herkes Selene’yi arıyor. Zaten bütün karakterler yavaş yavaş bir araya gelirken herkesin niyeti Selene’yi bulmak, Levana’yı tahttan indirmek ve Kai’yi (Prens’i) istenmeyen bir evlilikten kurtarmak.

Cinder Scarlet’ın peşine Selene hakkında bilebilecekleri için düşüyor ve bir araya geliyorlar.

Cress, ilk kitaplarda bir anlık görünsede gerçek girişi kendi kitabı olan 3. kitapta yapıyor. Kendisi kule yerine bir uyduya kapatılmış, dahi  bir hacker ve programcı. Aynı zamanda iflah olmaz bir romantik ve oldukça yalnız.

Thorne’a da bilgisayar ekranında gördüğü ilk andan beri aşık. Yine bazı sebeplerle Cinder ve arkadaşları tarafından uydusundan kurtarılmak üzere bir operasyona girişildiğinde, günlük ziyaretleri için gelen Sihirbaz Mira ve Cinder kapışıyor ve sonunda Cress kurtarılıyor (dünyaya dönüş biçimi pek kurtarma gibi olamasa da ) ancak onun yerine Scarlet kraliçenin esiri oluyor.Bir muhafızı da yanlarında esir alarak dünyaya dönüyorlar ama bu sırada Scarlet’ı kaybeden Wolf depresyona giriyor. Gerçekten ne kadar çok sevdiğini hissettiriyor böyle yaparak.

Thorne ve Cress dünyaya, bir çöle düşüyorlar. Thorne bu sırada görme yetisini de kaybettiği için oldukça zor bir yolculuk geçiriyorlar.

Bir tarafta vebadan ölen insanlar, diğer tarafta kraliçeden kaçıp dünyaya sığınan insanlar…

Zaten Levana Cinder’ın peşinde ve bir şekilde halk Cinder’ı bir suçludan isyan sembolüne dönüştürüyor. Son kitapta da bu isyanı Ay’a taşıyor zaten.

Spoiler vermemek için pek çok ayrıntıyı atlayıp genel bir yorum yapmaya çalışıyorum ama Jacin ve Winter ile nasıl tanıştığımızdan da bahsetmeliyim.

Jacin esir alınan muhafız oluyor. Prenses’in muhafızı aslında ama Levana’nın, canını yakmaktan hoşlandığı biri aynı zamanda. Çünkü Winter bildiğimiz Snow White. Güzelliğiyle büyüleyen üvey kız. Levana’nın canını yakmayı en çok sevdiği kişi aslında.

Halk tarafından karşılıksız bir sevgi ile seviliyor ancak biraz deli. Aylı güçlerini kullanmayı reddettiği için zihni pek berrak bir yapıda değil. Jacin ona aşık olmasının yanında bu yüzden de onu yalnız bırakamıyor ve Cinder’ın esiri olduğu dönemde belki de halinden memnun olduğu halde onlara ihanet edip kendi ülkesine Ay’a dönüyor.

Kai’nin kaçırıldığı bir dönem var. Cinder’ın tamamen suçlu olarak lanse edildiği. Önemli bir olay bu ancak serinin hangi kısmında olduğunu söylemeyeceğim. Spoiler veriyorum ama kronolojiyi epey karıştırdığım için siz farkına varmayacaksınız.

Son olarak İko’nun en sevdiğim karakter olduğunu söylemeliyim. Kendisi Cinder’ın androidi ama kişiliği olan bir android. Kai’ye olan aşkı beni her zaman güldürdü.

Seriyi okurken o kadar eğlendim ki, bütün kitapları (Levana’nın hikayesinin anlatıldığı ara kitap Fairest/Levana dahil) bir hafta içinde bitirdim. Bu yılın en sevdiğim serisi buydu benim. Okumayı uzun süre erteleyip birden bağımlısı olmuştum.

En şiddetle tavsiye edeceğim seri budur yani. Biraz da o yüzden toplu bir yorum yaptım aslında. Çünkü kendinizi öyle bir kaptırıyorsunuz ki Toplamda 2000 üzerinde sayfayı tek bir kitabı okur gibi bitiriyorsunuz.

 

Not: Uzak Yıldızlar bir novella. Koleksiyon kitap aslında. İçinde kısa hikayeler ve karakterlerin geçmişine dair bilinmeyen ayrıntılar var. Bir de epilog bölüm içeriyor. Winter’dan 2 yıl sonra ne olduğunu görüyoruz.

Küçük deniz kızı’nın bir androide uyarlaması, Throne’nun çocukluğundan bir kesit, Jacin ve Winter’ın çocukluğundan bir kısım var. Seriye doyamayanlar için yazılmış.

 

Şu görsel hoşuma gittiği için ekleyeyim dedim. Ben böyle hayal etmemiştim onları ama kim çizdiyse çok güzel görünüyorlar.

Sule

Kararsız karakteri hayatına yansımış, belli bir zevki asla olmayan, her şeyden biraz seven, yeri geldiğinde realist, genellikle sürrealist bir kişilik. Tanıdıkları hayal aleminde yaşadığını söylese de, bir dünyalı parçası.

Yorum yapılmamış

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.